SANAT ÜZERİNE
Sanatı basitleştirmeyelim, sanat basit
değildir. Sanatı basitleştirmek insanı basitleştirmektir. Onu yaratan, ona
büyük meziyetler verip onu yücelten, ona üstün sıfatlar bağışlayan yüce
yaratıcıyı, kudretli sanatçıyı basitleştirmektir. Sanatı basitleştirmek insanı
görmemektir. O büyük varlığın değerini kavrayamamaktır; insan ki
yaratılmışların en şereflisi ve eşsizidir. Sanat herhangi bir şey değildir. Herhangi
bir şey olduğunu varsayalım; bir kaya dibinde tesadüfî olarak bitmiş olan
ottan, çiçekten ne farkı olurdu insanın? Oysaki her canlıya verilen meziyet
başkadır. Nasıl olur da bir sanat eseri insanı diğer varlıklarla
kıyaslayabiliriz?
Sanat, sanat doğurmuştur. Konservatuvar,
resim, sinema, edebiyat, mimari; hatta biyoloji, jeoloji, tıp; herhangi bir şey
midir? Hepsi temelde bir insan bilimidir. İnsanı insana anlatmak sanatıdır. Dolayısıyla
sanat yapmak ve sanatı tanıtmaktır. Bugün bu değerli alanları bir diğerinden
üstün tutmak cehaletine kapılırsak, insan denen donanım abidesini parçalara
bölmüş ve her bir parçasını diğerinden mahrum etmiş olacağız! Bugün bizler
bilimle sanatı, -özelde edebiyatı, estetiği- birbiriyle yarıştırma
saplantısına ve yanlışlığına düşüyorsak yine bir basitleştirme bilinçsizliğine
hapsolmuşuzdur.
Bir ilim âlemi insan, sanatla
yoğrulup vücuda geldiği için bir âlem, bir insan olmuştur. Bu hakikati birden
fazla sözüyle bizlere izah eden büyük mutasavvıf Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’yi
anmadan geçmeyelim. Âlimimiz diyor ki: “Okunacak en büyük kitap insandır.”. Ne
büyük ve ne tılsımlı bir ifade değil mi? Âlem fikirsiz olmaz, ilim bilmeden
dünya kurulamaz; sanatla kuşanmış olmasa duyarlı, vicdanlı olamaz. Doğal olarak
bilimle sanat yan yana nefes almasa bir dünya düzeni söz konusu olamazdı. Bilmek
ve hissetmek meselesi... daha ne kadar açık anlatılabilir ki?
Gizem ULUKAN CEYLAN