15 Ekim 2020 Perşembe

 

    Televizyonda ne zaman bir edebiyat söyleşisi görsem tüm insan yüzümle yönümü oraya çeviririm; insanlığımızı hatırlamak için bir fırsat ve hikmetli bir köprüdür edebiyat. Unuttuğumuz, belki de hiç fark edemediğimiz gerçeklerin yüzümüze naifçe ama tüm dokundurucu haliyle çarptığı bir andır edebiyatın tenden ruha geçtiği safha. Sonra geç kaldığımı hissederim. Edebiyata bu kadar yakınken nasıl da uzak kaldığıma hayıflanır dururum. Günlük meşguliyetler, öncelik ev işleri, aile içi sorumluluklar, -ama tabii ki haklı sorumluluklar bunlar- hepsi bir olur, kendine yönelme doğana fırsat vermezler ne yazık ki. Edebiyat da çok açık ki kendine yönelme gerektirir. İnsan yüzünü hatırlamazsa insan, asıl işlevini kaybetmeye başlamış birer makinadan farksız olur kanımca; yazık olur. Milyonlarca insanın insan olarak dolaşıp da “gerçek insan”ı bilmemesi ne acıdır oysaki. Bilmeye, insan olmaya bir köprü ve çoğu kez de insanın mimarıdır edebiyat.   

         Bizler koca günümüzün bir parçacığını, dünya onuru kitaplara ayırmazsak eksik öleceğiz. Keşke dememek için ve yarı insan doğduğumuz bu dünyada tam “insan” ölebilmek için lütfen edebiyatımızın yapıtlarını okuyalım.

Gizem ULUKAN CEYLAN 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

  SANAT ÜZERİNE             Sanatı basitleştirmeyelim, sanat basit değildir. Sanatı basitleştirmek insanı basitleştirmektir. Onu yaratan,...