15 Ekim 2020 Perşembe

 

    Televizyonda ne zaman bir edebiyat söyleşisi görsem tüm insan yüzümle yönümü oraya çeviririm; insanlığımızı hatırlamak için bir fırsat ve hikmetli bir köprüdür edebiyat. Unuttuğumuz, belki de hiç fark edemediğimiz gerçeklerin yüzümüze naifçe ama tüm dokundurucu haliyle çarptığı bir andır edebiyatın tenden ruha geçtiği safha. Sonra geç kaldığımı hissederim. Edebiyata bu kadar yakınken nasıl da uzak kaldığıma hayıflanır dururum. Günlük meşguliyetler, öncelik ev işleri, aile içi sorumluluklar, -ama tabii ki haklı sorumluluklar bunlar- hepsi bir olur, kendine yönelme doğana fırsat vermezler ne yazık ki. Edebiyat da çok açık ki kendine yönelme gerektirir. İnsan yüzünü hatırlamazsa insan, asıl işlevini kaybetmeye başlamış birer makinadan farksız olur kanımca; yazık olur. Milyonlarca insanın insan olarak dolaşıp da “gerçek insan”ı bilmemesi ne acıdır oysaki. Bilmeye, insan olmaya bir köprü ve çoğu kez de insanın mimarıdır edebiyat.   

         Bizler koca günümüzün bir parçacığını, dünya onuru kitaplara ayırmazsak eksik öleceğiz. Keşke dememek için ve yarı insan doğduğumuz bu dünyada tam “insan” ölebilmek için lütfen edebiyatımızın yapıtlarını okuyalım.

Gizem ULUKAN CEYLAN 

27 Eylül 2020 Pazar

     

            
      Özgür olmayan bir beyinden verim bekleyemezsiniz. Sadece para kazanmak amacını dayattığın her insan, hayatın kör bir gözü ve sağır bir dili olurken mankurtlaşmış bir soyu var etme girişiminden başka bir şey olmaz yapılanlar. Sanatı, yeteneği ve ilgiyi görmezden gelmek, hakiki bir bilinç kaybı ve ağır bir hayat vakasıdır. Özgür bir beyin gerçeğini kavrayamamak insanlığın bir çeşit yasallaşmış hatası gibi bir şeydir. Bunu en can alıcı hâliyle vurgulayanların ne yazık ki en talihsiz sıkıntılarla harap olduklarını görüyoruz; çok üzücü. Doğanın bir yasası varsa toplumun da bin yasası var; insanlar arası bir çarpışmaya meydan verse de mümkünü yok karşı gelemezsin, gelmemelisin. Sıkıntılar değil mi yaratıcılığın temelini döşeyen? Sorunsuz bir hayatı kim ciddiye alırdı? Toplum düzeni, aykırı bir düşünce ye itiyorsa insanı bunu fenalığa çevirmemek, gürültü çıkarmamak ve salim kafayla yalnızca olumluya yönelmek ve yöneltmek en doğru hareket konumunda sayılmalıdır. Kabullenmenin etkisiyle kalkışılan bu “doğru” diye tanımladığımız girişimler er ya da geç karşılığını bulacak ve insana, çalışmanın, sorgulama ve araştırmanın, üretmenin önünü açacaktır. İşte insan doğasının beklenilen başarısı bu olacaktır. Maddi kaynakları sağlamak, bu şekilde bir yolun başını tutanlara hem teoride hem de pratikte kazandırdığı mutlulukla doğal olarak mümkün olacaktır. Hevesin doruk yaptığı bir anda ortaya çıkan her bir ürün için yüksek başarı; engellenemez, durdurulamaz ve büyümekten asla geri çevrilemez. Bunu kavramak, yasallaşmış her fikrin ve alışılmış her zihniyetin uğradığı bilinç kaybından daha kıymetli ve daha erdemlidir.

                                                                                                                         27 Haziran 2020

                                                                                                                       Gizem ULUKAN           CEYLAN                                                                                                  

  SANAT ÜZERİNE             Sanatı basitleştirmeyelim, sanat basit değildir. Sanatı basitleştirmek insanı basitleştirmektir. Onu yaratan,...